11 Şubat 2016 Perşembe

Yağmurla Gelen Bir Rüya

Ah yine mi yağmur dışarıda.. Desene yine hüzünlü, buruk ve nedense mutlu bir gün daha. Tüm bu damlalar benim için var aslında. Çünkü yağacak başka kimseleri yok. Benim de onlardan başka. Ne kadarda hüzünlü bir mutluluk değil mi?

Sokağa her adım attığımda yağan yağmurla beraber, onlarca, yüzlerce, binlerce yüzün arasında kaybolup gidiyorum. Su mazgallarında yolumu buluyorum. Ve kayboluyorum her seferinde umarsızca. Çünkü gidecek ne bir yerim ne de kimsem var. Düşen milyarlarca su damlası gibi birlikte ama kimseye dokunamadan yapayalnız yaşıyorum hayatımı. Hep dilimin ucunda aynı şarkı, 'I’m singin’ and dancin’ in the rain. Just singin’, singin’ in the rain.' Sinatra hep mutlu söylerdi bu şarkıyı. En mutsuz anımda en büyük gülümsememle söylüyorum şarkıyı.

Her gece rüyamda gördüğüm sahne hep aynı, yağmur var, ben varım ve sen varsın. Ama bu yağmurla gelen rüyadan her uyandığımda ne sen varsın ne de gerçekte ben. Aslolan şey sadece yağmurun kendisi. Tıpkı kaybolup giden geçmiş gibi. Gelecek ne kadar yalansa geçmiş de bir o kadar hakikat. Sen, ben ve yağmur gibi.

Gerçeklik ve kaybolmuşluğun ortasında yeniden gelen günün sonunda yinede dilek hakkımı yağmurun yağmasından yana kullanıyorum..

3 Kasım 2015 Salı

Hastasın Sen

Hastasın sen..

Aşıksın sen.. Yaşıyorsun ve sonunda hiçbir şey olmamış gibi öleceksin sende. Sende yürüyorsun boş sokaklarda herkes gibi.. Hastasın sen. Tıpkı herkesin olduğu gibi. Sadece azıcık farklı. Çok ufak değil ama.. Çokta abartılacak gibi de değil hani.

Afedersin ama hastasın sen.

Hissetmiyorsun artık. Yoksunsun. Hasta olduğun için böyle mi yoksa yoksun olduğun için mi hastasın bilmiyorum ama sen hastasın. Gözlerin ve dudakların organize olamıyorlar. İkisinden biri bir şeyler saklıyor senden. Benden. Başkalarından. Bazen 'seviyorum' derken gözlerin intihar ediyor bazende 'git' derken gözlerin yalvarıyor kalsınlar diye. Birlikte yapmayı unuttuğun başka bir sürü şeyden biri sadece bu.

Sana daha önce hasta olduğunu kimse söyledi mi?

Hiç özür diledin mi öldürdüğün ruhlardan? Ezip geçtiğin çiçeklerden? Sadece sen istiyorsun diye doğmayacak güneşten özür diledin mi? Ne kadar sorsam da nafile sanırım. Çünkü çok hastasın sen.

Dünyanın merkezi sanıyorsan kendini, yanılıyorsun. Olduğun tek şey ise sevgiye muhtaç kalmış hasta biri. Bunu bile bile sevgiden kaçacak kadar hasta birisi.

Zamanla hisleri, hiç olmuş birisi.

Tekrar doğmanı sağlayacak şeyleri tek tek yok eden birisi.

Peki bunun için ne yapıyorsun? Her gün normal insanlar gibi gözükmek için taktığın o maskenin dışında?

Kendi içine saklanmış, çekilip çıkarılmayı bekleyen hasta biri. Cesareti olmayan zavallı biri. Gözgöze baktığın ama göremediği ruhların içinde kaybolmuş biri.  Öyle üzülüyorum ki sana, öyle umutsuzca çırpınıyorsun ki.

Sana kaç kere hasta olduğunu söyledim bilmiyorum ama durmanın zamanı geldiğini ilk defa söylüyorum sanırım. Kaçıp giden şeylerin arkasında bakmanın değil gerekirse koşmanın vakti geldiğini hatırlatıyorum sana hasta adam.

Sana tekrar yaşaman gerektiğini hatırlatıyorum hasta adam. Onun gözlerinden çıkıp tekrar hayata dönmen gerektiğini.

15 Kasım 2014 Cumartesi

Merhaba ben Kevin. Ve bu intihar mektubumun ilk cümlesi...

Merhaba ben Kevin. Ve bu intihar mektubumun ilk cümlesi...
Bazılarına göre korkaklık bu yaptığım bazılarına göre ise büyük cesaret örneği. Bunu açıklarım daha sonra. Şimdi neden burda olduğumdan bahsedeyim azıcık.Ama önce daha önce hiç yapmadığım bir şey yapıp bir sigara yakıcam. Daha önce bi arkadaşım tek bir dal Djaruim Black vermişti. Nasılsa artık kimseyle öpüşmeyeceğim. Yüksek bir yerdeyim aslında. Önümde bir silah, bıçak, ve birkaç farklı ilaç var. Seçeneklerimi gözden geçiriyorum aslında. İnanç sahibi olmadığım için daha kolay bir şey olacaktı intihar benim için. Eğer dindar olsam ben kimdim ki yüce yaratcının verdiği canı ondan izinsiz alıyordum. Diyip korkaklığın arkasına sığınabilirdim aslında. Bende bunun cesaret olduğunu düşünenlerden sanırım. Umarım gideceğim bir yer varsa kimse bana bunun hesabını sormaz.
Bu arada söylemedim ama 25 yaşındayım.
Neden daha önce ya da daha sonra almadım bu kararı diye soracak olabilirsiniz. SİZİ ZERRE İLGİLENDİRMEZ. Sadece anlatmak istediğim için anlatıcam. Sabrettim. Daha ne kadar kaybedebilirim diye. Sabrettim. Direndim. Beni dünyaya getiren iki kişi beni bu lanet bok çukuru içinde bırakıp gitmişlerdi. Sabrettim. Ama artık bıraktım. İlk kez kaybetmişken arka arkaya iki kiş hiç yoktan hayatımı siktiler. Derda ve İsabella’ ydı isimleri. Tamamen benim uydurduğum isimlerdi. Biri bi kitaptan alıntıydı diğeri ise ingilizce yazım kurallarını hiçe sayan.Sonra başka bi kayıp. YETER!. Gerçekten yeter artık. Tek sorun dostlarım kaldı arkada.
Tek tek sayıcam size. Okumazsanız bile umrumda değil. Osbourne, Yahuda, Bellatrix(bu bi erkek), Samuel,Elizabeth(bu da bi erkek), Samantha, Oliver....... İsimler komik değil mi? Sanırım isim uydurmakta kötüyüm. Ayrıca size yalan söyledim hepsini tabiki saymayacaktım. Merhaba ben Kevin.
Sanırm Kevin olmamımın sebebini söylemedim. Tabiki sebebi Kevin Spacey! Hatta bunu ona da okutsun biri.
Uzun yıllar boyunca hayattan zevk almamak zor geliyor bi yerden sonra. Sahip olduğun hiçbir şey seni mutlu etmiyor. Çok boktan. Hep yeni şeyler deniyorsun. Bi yerden sonra yeni vucütlar. Sonra kimseyi sevemediğini farkediyorsun. Kimseye güvenmediğini. Çünkü seni hiçbir zaman bırakmayacağını düşünüdğün insanlar seni bırakıyorsa bu kıçı kırık üç günlük insanlar mı seni bırakmayacak. Tabiki onlarda bırakacak. O zaman neden seveyim ki seni? Sevemedim işte bende. Sevmekten kaçtım. Kolay geldi.
Şimdi düşündüm de peki ya pişman olursam? Yatmak isteyip yatamadığım kadınlar.. Ya hiç görmediğim Louvre müzesi.. Tadına bakmadığım et yemekleri, içkiler. Ya hiç motor sahibi olamadığım için pişman olur muydum acaba..
Seçim yapmak çok zor. Neyle ölmek isterdim buna bile karar veremiyorum. Ya son hangi şarkıyı dinlemek istediğimi sorsalardı. Koskoca Nasa uzaya yayınlayacağı şarkıyı bu kadar zor seçmemiştir sanırım. Ama son kez duyacağım şarkı ne olabilirdi acaba.
Neyse bilmiyorum ve öyle bi şansım yok.
Ama en azından yanıma güzel bir şarap almam iyi olmuştu. İnsanı rahatlatıyor. Sonuçta konuşmam bittikten sonra bu lanet hayata ağzımda mükemmel bir tatla veda etmiş olucam. Kendimi aşağıya bıraksam gecen zamanda ne düşünürüm acaba. İlk seksim olabilir mi acaba. Hayır çok küçüktüm. Ya ilk öldürdüğüm insan. O da kendim olucam. İlk dövmem. Sebebi zaten ölmeme sebep olucak. . Ne kadar trajik. Sanırım neden bu kadar yavaş geçiyor diye düşünürdüm. Ama kendimi boşluktan bırakmak istemiyorum. Bi anda olup bitsin istiyorum her şey.
İsimlerin hayat kadar sahte olduğunu söylemiştim dimi? Sanırım evet.
Tabiki kendimi bıçaklamıyacaktım sadece bir seçenek olsun diye duruyordu önümde. Yıllarca intihara teşebbüs edemeden yaşadım. Korktum. Ama karşıdan karşıya hep yavaş geçtim. Belki birisi hızını alamazda çarpar diye. Ya da bindiğim otobüs kaza yaparda bendekurtulurum diye. Ama hep ya benim dileğim yüzünden başkaları ölürse diye vazgeçtim. Bu yüzden kendimi bıçaklayıp saatlerce burda kanlar içinde yatmayacağım. İlaç. Sanırım o da olmaz. Bu kadar şey neden diye düşünürken sebebini buldum. Çünkü karar BENİMDİ. Ve seçeneklerimi kendim belirledim. Nasıl yaşamak benim seçimimse nasıl öleceğimede ben karar verecektim.
Bu sigara çok cabuk bitiyor.
Sanırım Scorpions’ tan bi parça olurdu. Sonuçta o kadar koluma dövmesini yaptırdım.
Sanatla ilgili bir bölüm mezunu olduğumu söyledim mi?
İnsanın evi gibisi yok lafı tam bir kabustu benim için. Önce yarısı boş olan ev artık tamamen anlamını yitirmişti. Küçükken yatağın altında olduğunu düşündüğümüz yaratıklar evin heryerindeydi. Aaah ne korkunç!. Kaçınız biliyorsunuz acaba insanın evinden korkmasının ne olduğunu. Eve geldiğinde içindeki eksikliğin büyüdüğü kaçınız hissettiniz acaba.. Ben hissettim ve artık dayanamıyorum. Bu daha önce adını salladığım dostlarım ne diyecekler acaba benim arkamdan. Bana aşık olup hiç açılamayan o kız öldüğü duyduğunda ne hissedecek acaba..
Belki olsa bi sigara daha yakardım.
Oturup şarap içerdik deniz kenarında. Bazen bira. Ama sürekli sokak aralarına işemekten bıkkınlık geldiği için şarap daha iyiydi. Çok sarhoş olduk hep beraber. Sabahlara kadar deliler gibi eğlendik. Çok fazla güneşi beraber doğurduk. Çok sancılıydı be. Bazen ağladık. Hep gülmüyorduk ya. Sonra hiç böyle dostlar edinemedim. Allaşkına gerek mi vardı sanki. Elindekiyle yetin. Değerini bil. Bi tepsi midye ve sonrasındaki 3 gün bozulmuş mideleri unutmayacağım.
Neden ölmek istiyorum anladınız mı acaba? Yoksa hala korkak biri olduğumu mu düşünüyorsunuz? Bu soruların sanırım yanıtsız kalacak benim için.
Elimde Vien’ den gelmiş bi anahtarlık var. Hiç gitmedim Vien’ e. Neden o Erasmus’ a hiç başvurmadım ki! Ahh kafam. En azından sahne almıştım. İnsanlarla birlikte şarkılar çalıp söylemiştik. Ben daha çok çalıyordum tabi. Sokakta yaralı bi kedi kurtardım. Evimi açtık başka bi kediye ve köpeğe. Hiçbir dilenciye sadaka vermedim. Yerde gördüğüm bi çöpü aldım. Tanımadığım birine yardım ettim. Ama otostopla uzun yolculuk yapmadım.. Gay taklidi yaptım.  Ağaç diktim. İyiki bunu yapmışım.
Still Loving You olurdu o parça. Zaten tahmin etmiştiniz.
Sanırım zaman bazen gerçekten duruyor. Ya hiç hayatta olmasaydım. Annemin daha önce doğurdu çocuk yaşasaydı acaba o intihar eder miydi? Peki dostlar affeder miydi? Gerçekten bir gün güneş hiç doğmayacak mı? Uzatıyorum itiraf edeyim son kez güneşin doğuşunu görmek istiyorum. O yüzden geldim buraya. Yoksa uçurumdan atlayıp ölmek gibi bir niyetim yok. Son kez nefes alırken güneşi hissetmek istedim. Benim için son binlerce insan için ilk olacaktı. O anı bekledim. Biraz uzatıyorum. Gökyüzü o muhteşem turunculuğunu aldı zaten biraz daha sabredin. Şu zamana kadar çok saçmalığınıza katlandım sizin. Dinleyin beni. Az kaldı söz veriyorum bir daha konuşmayacağım.
İnsanlar ben öldükten sonra uzaya giderse buna gerçekten üzülürüm.
Belki kaybettiklerime gitmek için çıkıyorum bu yola. Sadece ben varken bi anlamı yok. Ben olmazsam acı da yok. Ben olmazsam kaybettiğim hiçbir şey yok. Ben yoksam sizde yoksunuz. Tek başıma burda oturmuş mükemmel bir tabloyu izliyorum. Şuanda da siz yoksunuz. Ama acı var. Bitmesi gereken bir acı var. Korkak değildim. Güçsüzde değildim. Ama artık istemiyordum. Kararlıydım. Güneş doğuyordu. İçimde hiçbir sevgi kırıntısı yoktu. Kararlıydım. Ruhum beni çoktan terk etmişti. KARARLIYDIM. Güneşi hissediyorum. Son kez bana dokunduğunu hissediyorum..
Hayat benimdi ve bu trajedi de tiyatroda olduğu gibi hiçbir ölüm seyirci karşısında gösterilemezdi. Güneş buna şahit olursa herkes görürdü.
Merhaba ben Kevin. Ve bu artık her şeyimin son cümlesi...
(.....)


28 Nisan 2014 Pazartesi

Beyaz İçin

Yine Yann Tiersen yine La Valse D' Amelie.. Ne zaman bu şarkıyı dinlesem gerçek bir ruha sahip olduğumu düşünüyorum. Ve genelde bu şarkıyı hep hayatımda bazı şeyler ters giderken dinliyorum..

Düzeltmem gereken bazı şeyler var, farkındayım. Ya hayatımı düzene sokacağım ya da Yann Tiersen dinlemeyi bırakacağım.

Denedim bi tanesi yapmayı, Yann Tiersen dinlemeyi bırakmak uçuk olurdu. Hayatımı düzene sokmayı denedim ve en önemli yerden başladım. Tüm hayatımı değiştirdim. Önce toplum içindeki sıfatımı bir çalışandan öğrenciye çevirdim. Dolaylı olarak her şeyden kaçtım. Eski sevgilimin yürüdüğü yollardan kaçtım. Babamın öldüğü odadan kaçtım. Dostlarımdan kaçtım. Farklı bir şehre geldim. Yeni bir hayat kurmak için, aynı Özhan' ı farklı bir yerde yaşatmak için. Çünkü anılar ağır geliyordu artık.

Biraz farklı olsa da bir Özhan yarattım. Yeni şehre uygun, yeni Özhan. Bi tür gizlenme amacıylaydı. İnsanlar tanıdım. Bazı insanlara kendimi tanıttım. Bazı şeyleri başardığımı farketmeye başladıkça sevdim yenilikleri.

Sonra hayatımın içinde başka bir hayata yer verme zamanı geldiğini düşündüm. Hazırdım. Bekledim. Ve zamanı geldi. Son halkayı tamamlayıp eski hayatıma dönecektim ve bunun için bemBEYAZ bir hayat ekledim kendime.

Yanılgılarla dolu hayatın içinde hata yaptığını görmesi bazen uzun sürmüyor insanın. Sen düzelttiğini düşünürken her şeyi, hayat sana farklı bir pencereden gösteriyor senaryoyu. Son halka senin hayatnın merkezini oluştururken seni bekleyen büyük yıkımı farketmiyor insan.

Gardın bir kere düştü mü, bir halka bir kere kırıldı mı, domino etkisi başlıyor.

Ve yaşadıklarına sadece sen inanır oluyorsun. Öncesinde, sonrasında. Hayatının tamamında.

Sonra başladın yazıyı biteremiyorsun. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Konuşamadığın gibi yazamıyorsun.






2 Mart 2014 Pazar

İnsan Sevmeyince Ölür

Kevin, o eski sallanan sandayesinde oturmuş o günü düşünüyordu. Tüm hayatını mahfeden, sanki tekardan mutlu olamayacakmış gibi hissettiren o günü. Bi kayıptan daha acısını yaşayabilir miydi hayatında insan? Bu sorunun cevabını bulmak için hayatında neler kaybetmişti. Sevdiğini, arkadaşlarını, dostlarını.. Kendisini.. Artık kendisine uzak bir benliği vardı.
Odasını kaplayan siyah renk gibi hayatıda siyahlara bürünmüştü. Aylarca güneş almamış iklimler gibiydi ruhu. Korkuyordu sevmeye, sevilmeye. O yüzden kovmuştu hayatından renkleri, güneşi, mutluluğu. Biliyordu sevse yine birileri gidecekti. 24 yıllık hayatınının 20. yılında öğrenmişti, kimi ne kadar çok severse sevsin elbet gideceklerdi. Hiç unutmamıştı kendine verdiği sözü. Sevdikleriyle yetinip, yenisi eklemeyecekti hayatına. Yeni bir mutluluk sonrası acıyı.
Yitirmişlik içinde hayatı, sallanan o sandalyenin tepesinde her saniye akıp gidiyordu. Zaman akıp giderken insanı insan yapan duygunun o temel taşını, sevmeyide alıp götürüyordu. Zaman geçerken paçasına yapışmış bir oyunun içine çekiyordu onu. Hemde sonunu bildiği bir oyuna. Hayat geçtikce olmadık yerlerde birisi çıkmıştı karşısına. Olmayacak zamanda olmaması gereken yerde. Girdabın içine girmişti çoktan. Yavaş yavaş dibe çekiliyordu. Suyun içine battıkça ölemiyordu bile sadece can çekişiyordu. Dolanıyordu boğazına bir kol. Yalandan, sevgiden, yalandan.
İnanmak, renksiz ve güneşsiz bir hayattan daha iyiydi aslında. Çünkü inandığı şeyler bir rüyanın parçalarıydı. Zamanında verdiği sözleri tutacak kadar cesaretli olmadığı için inanmıştı. Fakat zaman ve hayat ondan daha güçlülerdi. Hayat zamanla işbirliği yaparak bi çukura tıkmışlardı onu. Kendi bok çukurundan alıp. Tek tesellisi artık o bok çukuruna geri dönmekti. Çünkü her rüya biterdi. Ve her seven bir gün giderdi. Çünkü giderdi. Herkes giderdi.
O da gitti. Artık ölmüştü. Ve gerçek anlamda ölmek için sadece insanın kalbinin durmaması gerekmediğini biliyordu. İnsan sevmeyince de ölürdü. Ve o ölmüştü. Çünkü herkes giderdi. Ve ne olursa olsun sen tek kalır ve sen tek ölürdün.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Çıkış Kapısı

Sevmek bile zor artık. Kaybetmenin karşısında, herkesin bir yerden sonra gideceğini bildiğin halde,  hiçkimsenin bu lanet dünyaya kazık çakmadığını bile bile, sevmek her şeyden zor. Gözünü açtığında orda kimse olmadığını gördüğünde, hissedeceğin şey sadece ağız dolusu küfür eşliğinde bir acı çünkü. Sevmek bu yüzden zor işte. Bu boktan dünyandan biri gidince herkesin bir gün elbet gideceğini öğrenmen.

Her şeye rağmen hayatının temellerini oluşturan insanlardan kopartamıyorsun kendini. Kızıyorsun kendine. Bok kafalı onlarda gidecek bir gün ve daha çok üzüleceksin. Olmuyor işte. En azından gidene kadar sırtına yaslanayım diyorsun. Ama karar alıyorsun 'yeni biri mi' 'ASLA'. Çünkü yer yok. Yer yok çünkü gittiğinde boşluğunu dolduracak biri olmacayak. Bir gün gelirde biri giderse anlıyorsun o boşluğun değerini. Ufak vedalar bile ağır geliyorken, şehrine, ailene, arkadaşlarına, mahalle bakkalına. Denize. Arkadaşlarınla oturup içtiğin 'anfi'ye. Çardaktaki kediye. Eski sevgiliye. Yeni sevgiliye. Düşmana. Tekrar geldiğinde orda olacaklardan bile ayrılmanın zor olduğunu öğrendiğinde, o boşluğu tattığında.. İşte o boşluğu tattığında insan. Siktir et yeni birilerini diyor. Siktir et yine üzüleceksin. ÇÜNKÜ BU BOKTAN HAYATINDAN ÇIKIP GİDECEK.

Sevmek nefes almaktan bile zor geliyor artık. Hayatının çıkış kapısı bir kere açıldımı sevmek her şeyden zor geliyor tekrardan. Birini sevmek, bir şeyi sevmek, sevmeyi sevmek...

25 Eylül 2013 Çarşamba

Hayatımın Oyunu

Hayat, dört bacak üzerinde duran bir satranç tahtasından ibaret. Taşlar ise hayatımızın sonsuz çizgisi.

Hep oyun oynayarak büyüdük. Farkına varmadan bir oyun içinde yaşadık. İstemeden katıldığımız ve şah düşmeden bitmeyecek en zor oyun. Sonsuz gibi duran ama en keskin sona sahip olan bi oyun. Körebe gibi değil, gözlerimizi kapatıp şansımıza güvenelim. Elimizde zarlar yok, elimizde fikirlerimiz var. Hayata karşı tutunduğumuz stratejilerimiz.

Her oyunda bir rakip vardır karşında, burda ise oyunun ta kendisi sana karşı olan. Akıllıca oynarsan taşlarını yerinden, hayat denen zülme, gülümseme imkanı vermeden kazarsın 'hayatını'. Görebilirsen geleceği elini atmadan önce, değiştirebilirsin tüm kaderini. Piyon olmak yerine şahın kendisi olursun karşısında.

Feda etmeyi öğrenmek gerekir en acı şekilde piyonlarını. Güçte olsa, bir zırhla kaplamalısın kalbini, şevkatini. Ufak ve güçsüzde olsa piyonlar, yem olmadan oltaya balığı çekemeyeceğini de unutmamayı hatırlatır sana. Bir piyon bile gün gelir yer şahı. Asla unutmamak gerekir. Kazanmak için uğrunda 'hayatını', feda etmek gerekir piyonlarını.

İyi bilirsen eğer bu oyunu, hayatın kalple değil de beyinle kazanıldığını göreceksin. Masanda mutlu sen ayrılacaksın.

İthafen yazılmıştır..