25 Eylül 2013 Çarşamba

Hayatımın Oyunu

Hayat, dört bacak üzerinde duran bir satranç tahtasından ibaret. Taşlar ise hayatımızın sonsuz çizgisi.

Hep oyun oynayarak büyüdük. Farkına varmadan bir oyun içinde yaşadık. İstemeden katıldığımız ve şah düşmeden bitmeyecek en zor oyun. Sonsuz gibi duran ama en keskin sona sahip olan bi oyun. Körebe gibi değil, gözlerimizi kapatıp şansımıza güvenelim. Elimizde zarlar yok, elimizde fikirlerimiz var. Hayata karşı tutunduğumuz stratejilerimiz.

Her oyunda bir rakip vardır karşında, burda ise oyunun ta kendisi sana karşı olan. Akıllıca oynarsan taşlarını yerinden, hayat denen zülme, gülümseme imkanı vermeden kazarsın 'hayatını'. Görebilirsen geleceği elini atmadan önce, değiştirebilirsin tüm kaderini. Piyon olmak yerine şahın kendisi olursun karşısında.

Feda etmeyi öğrenmek gerekir en acı şekilde piyonlarını. Güçte olsa, bir zırhla kaplamalısın kalbini, şevkatini. Ufak ve güçsüzde olsa piyonlar, yem olmadan oltaya balığı çekemeyeceğini de unutmamayı hatırlatır sana. Bir piyon bile gün gelir yer şahı. Asla unutmamak gerekir. Kazanmak için uğrunda 'hayatını', feda etmek gerekir piyonlarını.

İyi bilirsen eğer bu oyunu, hayatın kalple değil de beyinle kazanıldığını göreceksin. Masanda mutlu sen ayrılacaksın.

İthafen yazılmıştır..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder