30 Aralık 2011 Cuma
Aşkı Aşk Yapan
Aşkın en güzel yanıda her dilde aynı olması aslında. 'Seni seviyorum', 'I love you', 'Je t'aime', 'Ich liebe dich', 'я люблю тебя', 'Te amo', 'Jag älskar dig'... Hiçbirinin birbirinden farkı yok. Hepsi aynı şeyi anlatmak istiyor. 'O' nun gözlerinin içine bakarken söylemek istediğin, haykırdığın şeyi. Dudaklarından çıkan harfler ne olursa olsun kalbe dokunuyor hoş bir müzik tınısı gibi. Titretiyor insanın ruhunu. Aşkın her dilde aynı olması ne kadar güzel. Ne dersen de değişmiyor gözlerinde o parlak ışık. Kalbinin ritmindeki o aksaklık. Onun aldığı her nefes seninle beraber vals yapar gibi yaprakların, yağmurun, rüzğarın, eşliğinde. Bir piyona konçertosu gibi her dilde aşk. Her notadan ayrı ama aynı zevk, aynı mutluluk... Bitmeyen bir mutluluk kavuşma evresi, büyük bir hüzün ufak bir elveda busesi. Bitmek bilmeyen özlem hissi. Ufak bir tebessüm gözlerin kavuşması. Az da olsa kızarıklık yanaklarda sevgi ışığında. Bazende bir göz yaşı yanaktan süzülen. Tek bir gözyaşına bile sevgiyle bakmak aslında bu 'Aşk'. Her kalpte aynı olan. Yere düşmesine izin vermemek. Onu toprakla paylaşamamak. Aşkın tek bir bütün olması ve onu tamamlayan iki bedenin var olması. İki farklı kalbin tek bir şey için atması aşkı heryerde aynı yapan şey. Aşkı aşk yapan şey.
Hayat
Ince bir ipin uzerinde yuruyoruz, hayatimiz gibi. Tam ortasindayiz suan. Ileride ve geride sevdiklerimiz var. Bi hic ugruna biraktigimiz sevdiklerimiz ve cikarsiz sevdiklermiz. Ama hep gozumuz asagilarda..
Günaydın ve iyi geceler hayat...
Günaydın hayat,
İlk nefes alışımızın altındaki gerçekleri hiç düşündünüz mü acaba? İlk çektiğimiz acıyı, ilk göz yaşımızı ve ilk 'O'na sarılışımızı... Hayatın bize o an öğretmek istediği o kadar çok şey var ki aslında. İlk aldığımız o nefes hayatımızın sonuna kadar alacağımız nefeslerin ilki, en acılısı tıpkı vereceğimiz son nefesimiz gibi. Her aldığımız nefesin, bizi son nefesimize yaklaştırması. Ve ilk çektiğimiz acı. Sonucunda hayata karşı döktüğümüz ilk göz yaşı. Ruhumuza işlenen ilk keder. 'Günaydın ve iyi geceler hayat' arasındaki o ince çizgide bizi hep zorlayacak, gözümüzü açıp sonsuza tekrar kapatana kadar. Yıkılmamızı bekleyecek aslında sürekli arkamızdan. Düş diye bekleyecek. Her bir gözyaşı zaferi olacak, her bir gülücük kaybı. Her tokezleme bir diğerini kolaylaştıracak, silkelenik kalkabilmek ise tekrarlanmaması için bir sebep olacak hayat karşısında. Hafifletmek gerekecek yaşanan acıyı, güçlendirmemek için hayatı. O öğretmişti aslında 'Günaydın hayat' dediğimizde bunu. Dışarıya vurmak, gerekirse söküp atmak içinden her bir kara lekeyi. Ne kadar geç olursa, ne kadar büyürse içimizde sinsi sinsi; o kadar çabuk gelir zaferin çığlıkları. Geliştirmeliyiz duygularımız, güçlendirmeliyiz kendimizi. Kaybetmemek için... Düşmemek için... İyi geceler hayat...
Her gün bir başka dünyaya
Her gün bir başka güne
Uyanıyorum sensiz ve güçsüz.
Açıyorum gözümü, görmek,
Duymak, hissetmek istiyorum
Ama yapamıyorum
Biraz korku biraz ürkeklik içimde
Seni arıyorum
Sadece hissetmek, dokunmak,
Konuşmak ve sarılmak istiyorum
Seni dinliyorum duvarların içinde
Evin her köşesinde...
Biliyorum ordasın ama hissedemiyorum.
Korkuyorum...
Seni arıyorum,
Sadece son bir kez sarılmak,
Hissetmek,
Nefesini, elini, ruhunu...
Yaşadıklarımın bir son mu gösteriyor bana
Gitmek bir son mu
Yoksa
Gerçekten sevdiklerimiz hiç gitmez mi?
İyi geceler hayat...
Saat gece 02:28
Saat gece 02:28... Hayat diğer insanlar için akıp giderken benim için
ise durduğu an sanki. Kimi insanlar eğlencede, kimi insanlar uykusunun
5. evresinde, kimi sevgilisiyle birlikte. Saat 02:28... Diğerleri gibi
sadece bedenimi yaşatmaya çalışmayan ben, ruhumu bir nebze de olsa
beslemeye çalışıyorum sevgiyle gerçekle, arındırmaya çalışıyorum
nefretten, kinden o köprünün üstünden geçerken. Yol gösterecek hiçbir
yıldız yokken tepede sadece yanip sönen uyarı lambaların dışında.
Attığım her adımda dahada hissediyorum aslında yaşadıklarımın ne denli
yalan olduğunu. Her bir adımda görüyorum düştüğü tek tek o suratlardaki
iğrenç maskelerin. Yürüyorum gecenin karanlığını yırtarcasına.. Gece
02:34... Bir şovalye gibi karanlığa meydan okuyarak. Gerçek bir şovalye
gibi sevdiğini sevdiği insana bırakarak ve hissettiği acı her keskin
kılıçtan daha derin. Gömüyorum yüreğime ve kaldırıyorum kadehimi
kazananların şerefine. Ne olursa olsun yürüyorum karanlığı yırtarak ve
kaldırıyorum kılıçımı göklere haykırıyorum ' SENİ...'
Bir Martı Düşünün
Bir martı hayal edin. Kanat çırpan fakat diğerlerinden biraz farklı.
Sadece uçmak ve yemek için değil. Özgürlük, aşk, nefret için. Aldığı
nefesi diğerlerinden farklı varsayın. Sadece yaşamak için değil, mutlu
olabilmek için olsun her bir nefesi. Kendisiyle ve onunla olsun.
Bulutlar sadece bir su kütlesi olmasın onun için. Yatakları olsun
hayallerindekiyle. Değişsin tüm amaçları. Sadece onun için yaşasın. Ama
onun için, mutlu olabilmek için. Güneş sadece onlar için doğsun diye
kanat çırpsın? Ay araya girse bile ümitleri için kanap çırpsın. Tüm
bunları onun için yapan biri olduğunda sadece 'onun ' için yapsa?...
Bu kadar kolay değil mi aşk bir martı için?
Bu kadar kolay değil mi aşk bir martı için?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
