Toplum neydi gerçekte ve önyargıları nasıl oluşturmuştu?
'Toplum, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Belli bir toprak üzerinde yaşamak, ortak bir politik iradeye bağlı olmak ve kültür ortaklığının olması ile karakteristiktir. Birey kelimesinin zıttıdır.' demişti Vikipedi. Önyargı işte toplumu açıklayan bu 3 cümle içindeydi zaten.
Demişti ya Vikipedi toplumu açıklarken, çekmişti sınırları insalara, bir çerceve içine almıştı. İşte o zaman 'toplum' kendi kendine oluşturdu zaten önyargıyı. Ortak bir politik iradeye bağlı olan ve kültür ortaklığı içinde olan insanların dışında kalan o insanlar demişti toplum. İçinde bir iç daha yaratmıştı insan iradesinden bağımsız olarak. Farkında olmadan önyargı ile ayrıldı siyah ile beyaz birbirinden, dindar ile kafir!, sağ ile sol tam ortasından yırtılmış bir kağıt misali.
Önyargılar beraberinde farklı kavramlar getirdi. 'Başkalaştırma' duyuldu ağızlardan hemen arkasından 'mahalle baskısı' geldi. Durmadan ayırmak için insanları birbirinden kavramlar silsilesine döndü etraf. Kavramlarla sarılan insanlar farklı görmeye başlamıştı herkesi ve her şeyi. Aynıyı görmek istiyorlardı artık. Tahammül bitmişti farklıya. Artık önyargılar duygu değişimlerine neden oluyordu insanlarda. Yorumsuz olmakla başladı, büyüdü zamanla nefrete kadar evrildi. İnsan elinden çıkma bir kavram, insanların en kuvvetli silahına dönüştü.
Silah artık biçim almaya başladı insan elinde. Kullanmayı öğrenmişti. Takım elbise giyen efendiydi onlara göre, yine aynı kişilere göre kot t-short giyen serseri. Siyah giyene yapıştırdılar hemen 'satanisti', çok kısa etek gördüler mi sıfatlar hemen değişti. Küçük kafalara ait silahlardı bunlar, büyük kafalardan biri derdi ki 'Bizim çalışanlarımızın ne giydiği bizim için önemli değil, nasıl çalıştıkları önemlidir.'
Önyargılara batmamış o büyük kafalar hep bir şeyler başarmıştı zaten. Tarih hep bunu yazmıştı. İnsanlık içinden önyargı sonucunda dışlanmış, farklılaştırılmış kişiler aksine hep insanlık için çalışıp tarihe geçtiler.
Tekrar sormak istiyorum aslında gerçekte toplum neydi ve daha önemlisi önyargılar neden oluşturulmuştu?
15 Aralık 2012 Cumartesi
13 Aralık 2012 Perşembe
Adı Olmayan Hikaye
Kadın:Vapurun kalkış sesi gibi gökyüzünü delici gideceğini
hatırlatacak kadar acımasız.. Hoşça kal kelimesini kullanmak..
Adam:Daha acısı da istemeden hoşça kal demek.. Demek zorunda
olduğun için..
Kadın:Demek zorunda olmak vapura senin yön vermen gibi
Adam:İşin özü zorunda olmak
Kadın:İşin özü dile dökmek
Adam:İşin özü dile dökememek.. Engeller... Sebepler..
Kadın:Dile dökülen kandıran cümleler, içe dökülen gerçek
cümleler..
Adam:Yaralayanda o cümleler, tek tek çıktıkları yere dönen o
cümleler..
Kadın:Çıkamayan, dönemeyen daha derine batan var birde..
Adam:Ufak göz yaşları birikirdi battığı yerde, acılara
ithafen..
Kadın:Gözyaşlarını büyüttü acıtan hisler.. Akmadı içe
damladı içersi yaşı topladı akıtmamak üzere..
Adam:Ve gün geldi, beklenen o gün. Tüm acıyı ya
sahiplenecekti ya da dışa vuracaktı adam/kadın
Kadın:Sustu acıyı sahiplenemeyecek kadar attı dışarı,
biriken yaşı yağmurdan sonraki toprak kokusuna yaşlarıyla ulaşabilmek için
adamı biraz daha dinledi tekrar bıraktı yaşını..
Adam:Baktı gözlerine, yalvarırcasına, acıyı/acılarını
dindirmek için..
Kadın:Oysa ki baktıkça acıyı çoğaltacaktı.
Adam:Görmedikce acı dinmeyecekti..
(Kadının peçeteyi katlama sesi yakılandı boşlukta
adamın bakışları artık kadının ellerinde kıvrılan peçeteye baktı kendi gibi ufalanıyordu
peçete aynı kadın gibi..
Ufalanan peçete gibiydi aslında o an hayatları..)
Kadın:Gözyaşına uzanacak temiz eller yoktu adamda onları
kirletmek ona düşmedi layık değildi buna..
Adam:Eğer istenmiyorsa çekerdi elini adam.. Yoksa elleri hep
hazırdı yaşları silmek için
Kadın:Hazır olan eller sadece dağılan peçeteleri
toplayabildi, kadını toparlayabilcek kadar yükünü taşıyamayacaktı..
Adam:Kadındı buna karar veren.. Belki bencildi, belki
korumacı
(Kadın ayağa kalktı yerden, tahta gıcırtıları böldü sesini
duyamadı içinde fısıltılar çığlık oldu adam duymadı.. sadece giden ayaklara
baktı tahtadan kalkan tozlar arasında uzaklamasını izledi..)
Adam:En zor hoşça kal buydu hayatında..
(Adam kadının arkasından bir plak koydu gramafona, seyyah
hanımdan o gözler bana eskiden yabancı diyordu plak, kadının topuk seslerini
duydu geri geliyordu tozlar içinde..)
Adam:Sanki ilk defa nefes alıyormuş gibi yandı ciğerleri,
gerçekten geri mi dönüyordu..
Kadın:Sesler onun geri getiriyordu, ancak cigerlerinde nefes
almaya yetecek kadar hava kalmamıştı..
Adam:Razıydı o an beraber bir bütün olarak ölmeye.. Adam
razıydı son kez gözlerinin içine bakmaya
Kadın:Ölerek bitirmek istemiyordu hiçbir şeyi..
Adam:Beraber yaşamak iki kelimeye bakıyordu ağızlardan
çıkmayan o iki kelimeye
Kadın:Kelimeler sınırlandırmamalıydı yaşanacakları ne iki
kelime ne sayfalarca mektuplar.. Plağa doğru yürümeyi seçti kadın, orda
dokunulmuş bir koku duyuyordu plak döndükçe etrafa yayılan bir koku bu o adam
aitti..
Adam:Sınırlayan kelimeler değildi, başlamasını sağlayacak
olan iki kelimeydi.. Seniyle başlayıp seviyorumla bitecek iki sinirli kelimeye
bağlıydı o satırlarca, sayfalarca hayatlar
Kadın:Seviyorum demek kadın için basitti..
Adam:Adam için ise zor.. Önemliydi o 9 harfin birleşimi,
önemliydi çünkü kadında sevmeliydi.
Kadın:Bunu sevmiyordu çünkü söylemeden yaşanan bir şeye daha
çok inanıyordu odanın içindeki dokunduğu gramafon gibiydi onun için sevmek, eski
ve köklü bir şeydi.
Adam:Sevmek asla kelimeden ibaret değildi zaten, sevmek o
gramafondaki gibiydi, sevmek havadaki gibiydi.
(Ve kadın yoruldu koku basını döndürüyordu artık harcayacak
kelimeleri o an yoktu, tahta kolları olan koltuğa bıraktı kendini yırtık
perdeden cıkan dolunaya baktı, camın tozu yıldızları engelledi ama asıl olanı
gördü artık orda uyuyabilirdi..
Yarını düşünmeden sadecen karanlığı bölen beyaz ısığa
bakıyordu gözleri kamaştı ve derin nefes aldığında uyumuştu artık..
Adam sadece izledi dokunmaya üstünü örtmeye korkuyordu bir
mum yaktı bitemk üzere olan tabağa tutunmuş olan eriyen mumun arkasında kadını
izledi..)
12 Aralık 2012 Çarşamba
Kadın Ve Adam
Kadın:Fransızca bir şarkı gibiydi her şey, uzaktan kulağa
hoş gelen.
Adam:Tatlı ama anlamsız
Kadın:Konuşması zor ama gırtlaktan en derinde gelen hisler
gibiydi
Adam:Belkide daha derindi indiği yer. Belki tam kalbin
ortasında çıkmaydı her ses, her kelime..
Kadın:sesler ugultular halinde yayılmıstı artık derine
indikte uzaklasıyordu benlikler
Adam:Kelimeler savruluyordu etrafta nereye, kime gideceğini
bilmeden
Kadın:Kime gidecegi belli olan her kelime çıkmadan geri
dönüyordu zihne
Adam:Belkide korkuyordu, ürküyordu söylemekten. Güçlüydü
kelimeler. Her zaman ve her şeyden güçlülerdi
Kadın:Ürken bendim aynı Fransızca parçayı söylemeyen bir
kadın gibi anlamları bilmeden anladığını sanan, hisseden
Adam:Hep bundan gecikirdi hayat, birlikte yaşanacak hayatlar
Kadın:Birlikte yasanacak bir hayat yoktur belkide
Adam:Belkide hiç yaşamamıştık gerçekten..
Kadın:Belki yaşanan bir hayat zaten yoktu.Sadece nefes
alıyorduk.Nefes almak yaşamanınn tek kanıtı değildi belkide.
Adam:Her seye rağmen nefes almak gerekir belkide, hatta
belki birlikte yaşanmayacak hayatlar için tek başına nefes almak gerekir bazem
Kadın:Birlikte yaşanamayacak hayatlar nefes alacak kadar
değerli midir ?
Adam:Bazen karşı taraf için fedakarlık değil midir o değer?
Klişedir ama o mutlu olsun değil midir sebep?
Sebepler hep mutlu olmak için yaratılmıştı ve artık bitmişti
konuşma…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)